Header ads

Header ads
» » HİPOKAMP VE ETKİLİ ÖĞRENME

HİPOKAMP VE ETKİLİ ÖĞRENME
İç içe üç bölüm hâlinde bulunan beynimizin orta beyin bölümünde yer alan “Hipokamp” (hippocampus) hafızanın merkezi durumundadır. Bu merkez, beynin yazıcısı gibi faaliyet gösterir. 
Beynin yazıcısını kendi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz bilgileri kaydedebilir miyiz? 



Hipokamp bölgesi bilgilerin kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine karar veren merkezdir. Çeşitli şekillerle bize ulaşan bilgiler, verdiğimiz önem derecesine göre beyne kaydolmaktadır. Merak ve ilgi duymadığımız, önemsemediğimiz; kısacası duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bilgiler düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir. Sonuçta, zayıf sinaptik bağlar oluşur ve beyin hardiskine (korteks) kayıt işlemi gerçekleşmez. Çünkü böyle durumlarda alıcılar (duygular) harekete geçmemektedir. Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte ve kortekse kayıt işlemi tamamlanmaktadır. 


Dış beyin kısmını teşkil eden korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapan, merak eden, plân yapan, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu bölüm olup, sınırsız bir kapasiteye sahip görünmektedir. Üzerindeki görme, duyma ve diğer algılama merkezleriyle ve dış dünyayla sürekli iletişim halinde bulunur. Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler sağlamaktadır. Merak ve ilgi eksenli bilgiler, duyguları uyandıran olaylar olduğundan, orta beyindeki hipokamp, giriş vizesi vermekte, bilgiler beyin korteksi üzerine kaydedilmektedir. 


İstatistikler, bir toplumda ancak yüzde 7-10’luk öğrenci kesiminin her şeye karşı meraklı olduğunu gösteriyor. Bunlar ek bir motivasyona ihtiyaç duymadan ilgi ve meraklarının yüksekliği sebebiyle öğrenmeyi her ortamda başarırlar. Bu durumda eğitimde temel kaygı ve hedef, yüzde 90’lık büyük çoğunluğun nasıl motive edileceği üzerinde düğümlenmektedir. Bu yüzden aktif ve doğru eğitim modelleri, öğretmenin iyi ders verme ve iyi ders anlatmasından farklı bir durum ortaya koymakta; “iyi motive etme ve merak ve ilgi uyandırmayı” öne çıkarmaktadır. 


Öğrencinin konuya ilgisinin çekilmediği, merakın uyandırılmadığı ve konunun zevkli ve eğlenceli hâle getirilmediği öğretme süreçlerinin, başarısız kalması hipokamp denilen beyin bölgesinin uyarılmamasıyla ilgilidir. Üzerinde merak ve ilgi etiketi taşımayan bilginin beyne girmek için gerekli vizeyi alması mümkün değildir. Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır” denilmiştir. İnsanlar, yalnızca öğrenmeyi isterlerse öğrenirler. Kendilerini, merak ve ilgilerini beslerlerse geliştirebilirler. Enerji ve güçlerinin kaynağı kendileridir. Bir bilgiyi bilinçli olarak istemeyen ve bulduğunu da bilinçli olarak özümsemeyen ve kullanmayan kişi aslında öğrenmeyi başaramamış demektir. 


Beyin Loplarının Öğrenmedeki Yeri


Birçok test sonucunda, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve analiz gibi konularda çok üstün olduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı tespit edildi. 


Araştırma sonuçları beynin sağ lobunda, ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzik gibi fonksiyonların yapıldığını ortaya koymaktadır. Beynin sol tarafı bilgiyi mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lop ise artistik tarafı oluşturmakta, detaydan çok resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bilgiyi şekil ve hayal gücüyle işlemektedir. 


Sağ lobun duygular, inanma ve hayallerin etkisinde olduğu ve fotoğrafik, yani bütünsel öğrendiği ortaya çıktı. Bu yüzden bilgiyi sıra ile işleyen sol lobun aksine, sağ lobun öğrenmede çok daha hızlı ve etkili olduğu anlaşıldı. Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik kısmı sağ lop fonksiyonları arasında yer almaktadır. 


Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmesi sağ loplarını da geliştirmelerine bağlıdır (gerekir). Öğrendikleri konuları ve formüllerden yeni şeyler üretebilmeleri ancak beynin sağ lobunu işin içine katmaları ile mümkündür. 


Beynin her iki lobu birbirini tamamlayan fonksiyonlara sahiptir. Her iki lop arasında yoğun sinir lifinden oluşan “Korpus kallosum” ağ demeti bulunur. Bu ağ, beynin sağ ve sol lobu arasında sürekli bilgi alışverişinin yapılmasını sağlayan bir köprüdür. 


Sağ beyin yaratıcılığı, duygusallığı, seslere ve renklere, hayal gücüne, sezgilere ve soyut algılamalara daha yatkın çalışırken; sol beyin mantıklı, sistematik ve analitik düşünmeye, yazı ve sayılara, ölçme, değerlendirme ve eleştirmeye daha yatkın olarak çalışmaktadır. Beyinlerinin bir yarısını diğerine göre daha iyi kullanan kişiler, diğer boyutta çalışan yarıkürenin yeteneklerine ihtiyaç duyduklarında zorlanırlar ve başarısız olurlar. 


Hızlı ve etkili öğrenmenin yolu beynin her iki lobunu birlikte ve dengeli kullanmaktan geçiyor. Bir kuşun uçabilmesinin iki kanatla mümkün olması gibi etkili öğrenme için beyin loplarının her ikisinin dengeli gelişimine ihtiyaç vardır. 


İki lobun birlikte kullanıldığı, birbirleriyle uyumun sağlandığı ve işbirliği içinde çalışıldığı durumlarda kişisel yetenek ve etkinlikte olağanüstü artış gözlenmektedir. Eğitimde beynin iki lobunun kullanımı, beyin kapasitesini iki kat değil, kat kat artırabilmektedir. 


Kitap okurken genelde her iki lop birlikte koordineli bir şekilde çalışmak zorunda kaldığından kitap okumak beyin loplarının dengeli gelişiminde en faydalı faaliyetlerdendir. Sol lopça takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lopla tasvir edilir, şekil, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır. Halbuki, televizyon izleme sağ lobu genelde pasif durumda bırakmaktadır. Bu yüzden de beyin gelişimine olumlu bir katkı sağlamamaktadır. 


İnsanların yüzünü kolayca hatırlarken, ismini hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lopdan ne derece etkin olduğunu gösterir. “Bin defa duymaktansa bir defa görmek yeğdir” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır. “Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bilgiyi resimlerle işler” şeklinde ifade edilen hafıza gerçeği aslında, sağ lobun şekil, resim, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve üretici düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede olağanüstü etki ve fonksiyona işaret etmektedir. 


Bazı insanlar okuduğu, gördüğü ve duyduğu bilgileri kolayca ve hemen hatırlıyorlar. Bunlar fotoğrafik hafızaya sahip insanlardır. Fotoğrafik hafızaya sahip insanlar üzerinde yıllar süren bilimsel araştırmalar yapılmıştır. Bunların en önemli özellikleri beynin her iki lop fonksiyonlarını birlikte ve dengeli olarak kullanmalarıdır. 


Ülkemizde bilgiyi aktarmaya dayanan “Söyleme-anlatma”, “Öğretme” metodundan ibaret kalan eğitim şekli beynin sol lobunun, diğer bir deyişle, beynin yarısının kullanıldığı eğitim tarzıdır. Hayal gücü, renk, şekil, boyut, bütünsel kavrayış, duygular, eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi özelliklerine sahip sağ lop fonksiyonları yerine getirilememektedir. 


Boş bir kutu içine bir şeyler dolduruyormuşçasına süre giden sadece sol lopa hitap eden ezberci eğitimin, ne derece verimsiz kaldığını hep birlikte görüyoruz. 


Eğitimle ilgili toplumda yaygınlaşan çarpıcı ifadeler de aslında özellikleri yeni anlaşılan beyin gerçeklerinin somutlaştırılmış ifadeleri olmaktadır. 


Anadolu Liseleri Sınavlarına ya da üniversiteye hazırlayacağız diye eğitim, tamamen ezberci ve tekrara dayanan sol beyin ağırlıklı bir öğrenim yöntemine dönüştürülmüştür. Bu durum, bir öğrenim ya da öğrenme değil, sadece kişilere verilen bilgilerin belleğe kayıt edilmesidir. Bu kayıtlar ise inanılmaz bir hızla bellekten silinmektedir (ya da öğrenciler bu kayıtlara ulaşamamaktadır). 


Beyin Hücreleri Arasında Kurulan Bağlantılar


Gerçek öğrenme, bir bakıma oluşan bilgi tabanlarının üzerine alttakilerle bağlantılı yeni bilgiler inşa etmek demektir. Bu da ancak beyin sinirlerinin ağ oluşturması ile sağlanmaktadır. Beyinde 10 milyarın üzerinde beyin hücresi vardır. Kurulan hafıza ilişkileri ve zihinsel faaliyetlerin her biri bu hücreler arasında yeni bağlar kurarak bir ağ tabakası oluşturmaktadır. Kurulan bağların sayısı ne kadar fazla ise, zihinsel potansiyelin gücü de o derece yüksektir. Hücreler arası ağ tabakasındaki her ilave bağ, hafıza-muhakeme-anlama-fikir yürütme gücünü kat kat artırmaktadır.


+ KALICI ÖĞRENME...


Eğer öğrenci kitaptaki konunun özetini kendi cümleleri ile çıkarırsa ve bu cümleleri birbirine bağlayabilirse ( cümleler arasında bağlantı kurabilirse ) konu başlığını hatırladı mı ki bu da sorulan sorunun içinde mutlaka vardır ; bu sorunun cevap cümleleri zincirleme bir şekilde gelecektir....
Önemli olan soru cevap bağlantısı olan ilk cümlenin hatırlanmasıdır...ondan sonraki cümleler kendiliğinden hatırlanacaktır...




‎+ SÜREKLİ ÖĞRENME ...


Okulda görülen konunun evde pratik tekrarıdır...Bu sürekli öğrenme ; evde konu okunurken sayfanın tamamı değil , satırlar atlanarak ilgi çeken satırlar okunur...Beyin atlanan satırların fotoğrafını çekerek okumuş olur (fotoğrafik zeka ). 


Bu teknikle yapılan tekrarlar çok az bir zaman alacağı için , bilgi bilinçaltı tarafından sevilir ve bilinçaltı bilginin başına ( + ) pozitif işareti koyacağı için öğrenme gerçekleşmiş olur...


Konu tekrarları 1 - 2 dakika alacağı için daha önceki konular da hemen hızlı tekrar yapılır ve SÜREKLİ ÖĞRENME gerçekleşir...




Kognitif (Bilişsel) Öğrenme Hakkında ( 1 )


Radikal davranışçı düşünce günümüzde çok katı bir hal aldığından sadece davranışların ışığında bütün zihni yapıları ve olayları anlamak güçleşmiştir. İnsanların ve diğer canlıların kompleks kararlar, kurallar, stratejiler ve zihni olaylar karşısındaki davranış modelleri kognitif öğrenmenin sınırları içerisindedir.


Bunlar:
A-İçgörü ile öğrenme (insight learning)
B-Gizli öğrenme (latent learning)
C-Gözlemle öğrenme (observational learning)


A-İÇGÖRÜ İLE ÖĞRENME: ( 2 )


Çoğu zaman, belli bir metod içinde olmadan bir probleme aniden cevap bulabiliriz. O ana kadar zihnimiz birden sonucun zihnimizde belirmesi ile aydınlığa çıkmıştır. İçgörü ile öğrenme üzerine ilk sistematik çalışmaları Gestalt psikologlarından Wolfgang Köhler yapmıştır. Onun bu konudaki ilginç iki deneyi içgörü ile öğrenmeyi oldukça güzel ifade etmektedir.


Birinci olguda, şempanze bir kafese konulmuş ve eline de bir çubuk verilmiştir. Çubuk öyle kısadır ki, şempanze bunun yardımıyla kafesin yanında bulunan meyvayı çekip alamaz. Bir süre bu çubuk ile meyvayı alma yollarını deneyen şempanze sonunda bu çubukla kafesin dışında bulunan daha uzun bir çubuğu almayı ve onunla da meyvalara ulaşmayı akıl eder, başarır. 


İkinci deneyde ise şempanzelerin bulunduğu bir kafesin üst köşelerinden birine muz hevenkleri konmuştur. Muzlara ulaşmak için zıplayıp duran şempanzelerin hiçbiride bu kadar yükseğe sıçrayamamaktadır. Derken, şempanzelerden birinin dikkatini, kafesin başka bir köşesinde durmakta olan tahta sandık çeker. Hemen gidip sandığı sürükleye sürükleye muzların altına getirir, sandığa tırmanı ve muzları alır.


B-GİZLİ ÖĞRENME: ( 3 )


Tolman tarafından ortaya konulmuştur. “Uyaran-yanıt” ilişkisi yerine “uyaran-uyaran” ilişkisini ön planda kabul eden bir kognitif öğrenme tekniğidir. Tolman’a göre, insanlar bir takım anlam ve ilişkileri onların birbirleri üzerine olan etkileri üzerinden öğrenirler. Bu görüş, performansın değişmediği durumlarda dahi öğrenmenin oluşu ile destek kazanmıştır. Bir başka deyişle, gizli öğrenme, belli bir mükafatın belirgin olarak olmadığı durumlarda öğrenmedir. Bu öğrenme modelinde, denek hayvanı bir uyaranın bir diğer uyaran ile ilişkisini öğrenerek bir diğer noktaya referans hazırlar ve öğrenmeye bu şekilde devam eder, böylece ortaya bir harita çıkartır. Buna kognitif harita denir. 


Mesela, geni şbir alanda birçok yere saklanmış olan yiyecekleri bir şempanze bir eğiticinin refakatinde görse bunlar hakkında bir kognitif harita geliştirir. Bir sonraki sefer hiç bunları görmemiş olan arkadaşlarıyla birlikte aynı ortama bırakıldığında en kısa zamanda yiyeceğin büyük bir kısmını toplar; diğerleri ise ancak bir veya iki yerde saklanmışolan yiyecekleri bulabilirler.


C-GÖZLEMLE ÖĞRENME ( 4 )


Çocuklar çoğu zaman sevdikleri insanları taklit eder, onların karakteristik davranışlarını birebir kopyalarlar. Bandura isimli bir araştırıcı, bir çocuğun agresif bir erişkini seyretmesi halinde davranışlarının agresif olduğunu belirtmiştir. Buna benzer şekilde, medya aracılığıyla tanınan ünlülerin tavır, konuşma tarzı ve dış görünüşlerinin özellikle kişilik yapısı iyi gelişmemiş bireyler tarafından sıkça taklit edilmesi “gözlemle öğrenme”ye örnek verilebilir. 


Elbette ki gözlemle öğrenmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Bu şekilde örneğin sosyal yeteneklerin veya cinsel kimliğin gelişmesi, başarılı insanların modellenmesi ve hatta paylaşımın öğrenilmesi mümkündür. Bütün bunları öğrenirken yapıcı feedback mekanizmalar kullanılarak davranışların olumlu yönleri alınıp hazmedilir, olumsuz tarafları atılır.


Gizil öğrenme ; herhangi bir öğrenme isteği ya da eğilimi olmadığı halde içine girilen ortamda amaçsız olarak sağlanan yaşantıları ifade etmektedir. Fakat buradaki öğrenme de amacıyla girdiği zamankinden daha hızla kavraması ve daha az yanılgıya düşmesi dikkat çekicidir. Dolayısıyla gizil öğrenme sonucu meydana gelen öğrenmelerin kalıcılığı uzun süreli olmakla birlikte öğrenen bireyde çelişkileri aza indirmesi gizil öğrenmeyi öğreticiler açısından kayda değer hale getiriyor. Gerçekleşen öğrenmelerin istendik yönde olması halinde yani gizil öğrenmenin kontrol altına alınması suretiyle öğretimde kalıcılığın daha uzun süreli sağlanması ve öğrencilerin daha az yanılgıya düşmeleri yani ezberci eğitim algısından uzaklaşmaları muhtemeldir. Gizil öğrenme kısaca ifade edecek olursak; herhangi bir öğrenme amacı olmaksızın başka bir şey öğrenilirken farkında olmadan öğrenilen yan bilgilerdir.




GERÇEK ÖĞRENME : ( buluşsal öğrenme )


Gerçek öğrenme için iki şeye ihtiyaç vardır...


1- konu hakkında bilgiye...
2- beyinde enerjiye ( = beyinde glikozla oksijenin birleşmesi...)


Konu hakkında bilgiyi okulda zaten görüyoruz...onda bir sıkıntı yok...fakat ihtiyacımız olan " beyinde enerjiyi " ancak oyunda alabiliriz...


Neden oyundaki oksijen ? çünkü biz normal nefes alışımızda iki birim oksijen alıyorsak , bu oyunda % 50 daha fazla oluyor...üç birime çıkıyor...akciğerlerimizde daha fazla bir baskı yaratıyor...akciğerlerimiz aldığımız oksijeni baskı yaparak beynimizdeki en uçtaki hücrelere de göndererek yeni bilginin ; çok daha fazla eski bilgilerle bağlantı kurulmasını sağlıyor...bu da biz de buluş yapma yolunu açıyor...ve gerçek öğrenme oluşuyor...


Yapılan tekrarlar ve çoklu soru çözümleri hatırlamayı gerçekleştirir...fakat dersten sonra oynanan oyun gerçek öğrenmeyi gerçekleştirir...


Onun için okula nasıl vakit ayırıyorsak oyuna da yeterli seviyede vakit ayırmamız gerekir...


xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


öğrenmenin püf noktaları nelerdir...?


1- " POZİTİF ÖN YARGI " oluşturduğumuz konuları ,,, beyin çaba göstermeden öğrenir....


2- BİLİNÇ bir şeye DİKKAT ettiği zaman ,,, BİLİNÇALTI serbest kalır ve o konuyu öğrenir...


3- UNUTMAK... günlük aldığımız milyonlarca gereksiz uyarı OYUN ile unutulur..." çocuk oyunda dünyayı unutuyor" derler...


4- ZİHİNSEL TEKRAR ( ışık hızında öğrenim tekniği ,,, gereken zaman bir ışık hızı süresidir...bir saniyeden çok daha az...)


5- ÖĞRENME ENERJİSİ ( oyun ile ,,, vücuttaki şeker oyunda aldığımız oksijenle birleşti mi enerji açığa çıkar...beyin de açığa çıkan enerjiyi kullanır...)


6- bilginin bilişsel ve duyuşsal normlara uygun sunulması...( sayfa düzeninin ve anlatımın düzgün olması )


7- bilginin doğru olduğuna inanmaktır...( önyargı )


.......................................................................................................................


TAM VE KALICI ÖĞRENME İÇİN :


1- bilginin KELİME ANLAMLARINI öğrenmek gerekir...


2-1 sn lik ZİHİNSEL TEKRARLAR ile en kısa sürede bilişsel öğrenmeyi gerçekleştiririz... ( ışık hızında öğrenim tekniği )


3- sokakta oyun ile BEYNİ BOŞALTMAK gerekir ( dolu kova su almaz mantığı ) ....


4- ÖĞRENME ENERJİSİ ( FİZİKSEL ) ; oyunda sağlanır...oksijen ile glikozun birleşiminden enerji açığa çıkar ,,, beyin de bu enerjiyi bilgileri beyin hücrelerine yerleştirmedekullanır...koştukça daha fazla oksijen alırız ve akciğerlerin hacmi genişleyerek daha fazla bir baskı yapar ve bu fazla basınçla oksijen beynin en ücra köşelerine giderek ,,, yeni bilginin eski bilgiler ile daha fazla bağlantı kurmasını sağlar...ne kadar bağlantı ,,, o kadar öğrenme......


5-ÖĞRENME ENERJİSİ ( DUYGUSAL ) =bilgi karşısında duygulanarak ( bilinçaltını ortaya çıkararak ) öğreniriz...örneğin ; cenazede gördüklerimizi kolay kolay unutmayız...yani öğrenmek için tekrar ve duygusal enerji gereklidir...duygusal enerji içsel ve dışsal uyarılar sonucunda ,,, geçmiş yaşantılar hatırlanarak vücudun bu uyarılara karşı verdiği kimyasal tepkilerdir...veya ingilizlerin dediği gibi " için dışa vurumudur ..." duygusal enrji şu durumlarda ortaya çıkar...DİKKAT ,,, İLGİ ,,, MERAK VE İSTEK.........


6- öğrenmede bilgiye İNANMAK ,,, bilgi kaynağına GÜVENMEK ,,, ve bilgiyi algıladıktan sonra ÜMİT ( BEKLENTİ ) etmek öğrenme sürecini ve şiddetini etkiler.....


7- ÖNYARGILARIMIZ sayesinde bilgi karşısında öğrenip öğrenmeyeceğimize karar veririz.......
8- bilgiye karşı DAVRANIŞ ve TUTUMLARIMIZ da öğrenmeyi etkiler.......


9-ön yargı = potansiyel duygusal enerji .................niyet = kinetik duygusal enerji.....


10- öğrenmenin üç seviyesi .................


11-Düşünce, duygu ve davranışları denk olmayanlar ikiliktedirler.Düşünce, duygu ve davranışları denk olanlarsa birliktedirler. ,..........


12- ÖĞRENİM TEKNİKLERİ :


M-Ğ-E-Ö-N-R-E Bu yedi harfi aklımızda tutmamız ne kadar zor değil mi?
Fakat bu harfleri bir düzene sokarsak veya anlamlı hale getirebilirsek (öğrenme gibi ) yedi karakter yerine bir karakteri öğrenmemiz gerekecek. 


Veya bu bir karaktere anlam (öğrenme gibi ) yükleyebiliyorsak depolamamız ve hatırlamamız da çok kolay olacaktır.


2- zihinsel tekrar 3- çapa 4- zorlama 5-zihin haritası 6 = buluş yoluyla öğrenme


13-  öğrenmeye hazır bulunuşluk düzeyi ...


Yazar: Mustafa KENDİGELEN


Hiç yorum yok:

Yorum Yazin