Header ads

Header ads
» » » ÖZEL YETENEKLİ ÇOCUKLARDAN ÖĞRENİLEN 15 ŞEY

Yaklaşık altı aydır sadece özel yetenekli çocuklara eğitim veren bir kamu kurumunda Sınıf Öğretmeni olarak çalışıyorum. İlk olarak söylemem gereken, bu kısa sürede onlardan çok şey öğrendiğim ve onlar için daha çok şey öğrenmem gerektiği gerçeği.



Özel yetenekli çocuk en basit tanımı ile halk arasında ‘büyümüş de küçülmüş’ diye tabir edilen çocuklardır.

Akademik olarak “insanlık yaşamı için temel değeri olan alanlarda gösterilen olağanüstü başarı veya performans’ (SAK, 2011) olarak tanımlayabiliriz. Yönetmelikteki tanımı ise “Zekâ, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösterdiği uzmanlar tarafından belirlenen çocuklar ve öğrencilerdir.” şeklindedir.

Dünya nüfusunun sadece yüzde üçünün özel yetenekli olduğu dikkate alınacak olursa böyle bir çocuğa sahip olan ailelerin şanslı olduğunun düşünülmesi gayet doğaldır. Ya da öğretmenler için sınıfında özel yetenekli bir öğrencinin oluşu bir avantaj olarak görülebilir. Ancak durum bundan biraz daha farklı…

Onlar anlaşılması ve uzlaşılması zor bireyler olarak karşımızda duruyorlar. Kullanmayı bilmediğimiz bir uçak, paslanması kaçınılmaz olan metal yığınından başka nedir ki? Az sonra bahsedeceklerim herhangi bir araştırma ya da bilimsel veriye dayanmayan, solucan bakışlı bir öğretmenin özel yetenekli çocukların tutum ve davranışları üzerine gözlemlerinden oluşmaktadır.

1. Unutkanlar

Özel yetenekli çocukların yapılan tüm bilimsel tanımlarında güçlü hafızalarından bahsedilmektedir. Doğrudur da… Altı ay önce izledikleri bir filmdeki evin kapı numarasını bile çoğu zaman hatırlayabileler. Ancak kişisel eşyalarını sürekli bir yerlerde unuturlar. Çantalarını, kalemliklerini, suluklarını… Ama nerede unuttuklarını asla unutmazlar.

2. Tembeller

Angarya işlerden hoşlanmazlar. Normal sınıflarda öğrencilere verilen sınıf içi görev ve sorumluluklar öğrencileri motive edebilmekte iken özel yetenekli çocuklarda ters etki yaratabilmektedir. Zaman zaman verilen bir görevi yerine getirmektense o işi yaptırabilecekleri birilerini aramaktadırlar. Basit bir işi bile yapamadığını ileri sürüp sizden yardım istiyorlarsa dikkat edin, işin tamamını size yıkmış olabilirler.

3. Sürekli Geç Kalırlar

Zaman yönetimi konusunda ciddi problemleri var.

4. Kelime Oyunlarını Severler

Kendilerini rahat hissettiklerinde Hacivat’ı deli eden Karagöz gibi davranabilirler. Yönerge seçiminde genel ifadeler kullanmanız ileride aleyhinize delil olarak kullanılabilir. İletişim kurarken kullandığınız dil açık, net, anlaşılır ve de düz ifadeler olmalıdır. Kurguda bıraktığınız her boşluk onlar tarafından mutlak suretle değerlendirilecektir. Sınıfta, okulda ya da evde konulan kuralları kendi işlerine geldiği gibi yorumlayıp sizi ikna etmeye çalışabilirler.

5. Yeni Kavramlar Üretme Konusunda Becerikliler

Alfabetik sıralamayı tersten yaparsak ne olur diye sorduğunuzda ‘Zelfabetik Sıralama’ gibi ilginç cevaplar alabilirsiniz.

6. Kendilerine Özgü Jestleri Var

Bir işe başlamadan önce parmak yalama, kitap okurken gülme, düşünürken garip el kol hareketleri yapma vb. sık rastlanan durumlar.

7. Garanticiler

Risk almazlar. Canları çok tatlıdır. Komik duruma düşmekten, kendilerine gülünmesinden hoşlanmazlar.

8. Pragmatistler

Yeni karşılaştıkları bir öğrenme seansında ilk sordukları soru ‘bu bizim ne işimize yarayacak’ olabilir. İkna olmadıkları takdirde kendilerini öğrenmeye kapatabilirler.

9. Geri Adım Atmazlar

Birbirlerini ikna edemedikleri noktalarda sadece geleneksel yöntemler ile çözüme ulaşabiliyorlar. Görev dağılımı yaparken ‘o piti piti’ diye sayıştıklarına rastlayabilirsiniz.

10. Şekere Bayılırlar

Abur cubur eğilimleri daha çok şekerli ürünler ya da direkt olarak şeker türevleri yönündedir.

11. Bireysel Performansları Grup Performanslarından Daha İyi

Grup çalışmalarında grup içi liderlik savaşları öğrenme seansını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Grup çalışması planlıyorsanız süreyi tahmininizden biraz daha uzun tutmanız faydalı olacaktır. Aynı durum bireysel çalışmalarda tersi olarak yansıyabilir. Beklediğinizden çok daha kısa sürede hedefe ulaşabilirler.

12. Oyuna Bayılırlar

Oyunu sevmeyen çocuk var mıdır? Fiziksel ya da zihinsel her türlü oyuna bayılırlar. Bilgisayar ve tablet oyunlarında eğilimleri ‘ilerlemeli ve geliştirmeli’ strateji oyunları yönündedir. Bazen bizlere çok saçma gelen oyunlar da oynayabilirler.

Bir keresinde kendi aralarında oynadıkları bir oyuna şahit olmuştum. Bir çocuk 1 ile 10 arasında aklından bir sayı tutuyor, diğerleri de onu tahmin etmeye çalışıyordu. Bu oyundan nasıl bir keyif aldıklarını hala daha anlamış değilim.

13. İmkânsızın Sınırları Onlar İçin Daha Geniş

Zaman makinesi, ışınlanma, yaraları çabucak iyileştiren iksirler, saç rengini değiştiren ilaçlar gibi bizler için bilimkurgu sayılabilecek kavramlar onların geleceğe dair en önemli planları olabilir.

14. Dokunsallar

Her yeni karşılaştıkları nesneye dokunmak, kurcalamak isterler ve bunu kontrolsüzce (refleks) yaparlar.

15. Fiziksel Olarak Belli Bir Kalıpları Yok

Şişman, zayıf, uzun, kısa, gözlüklü, gözlüksüz, sarışın ya da esmer olabilirler. Yalnızca fiziksel görünüşüne bakılarak bir çocuğun özel yetenekli olup olmadığı konusunda çıkarım yapılamaz. Özel yetenekli çocuklar, tıpkı diğer özel eğitim ihtiyacı olan bireyler gibi, mümkün olan en erken yaşta tanılanmalı, zenginleştirilmiş öğrenme seansları ile sahip oldukları özel yetenekleri, bir üst seviyeye taşıyabilmeleri noktasında desteklenmelidir.

Sosyo-ekonomik düzeyi ne olursa olsun hiçbir devlet için özel/üstün yetenekli çocukların eğitilmesi bir lüks değil, ihtiyaçtır. Bu yüzden gerek ailelerin, gerekse öğretmenlerin bu özellikteki çocukları erken yaşlarda fark etmesi çok önemlidir.
Birçok ülke bu çocukları ülkenin işlenmesi gereken en önemli cevheri olarak görmektedir. İsrail-OFEK (Ufuk) Okulu ve Boyer Okulları, Rusya-Novossibirsk Dahi Okulu, Çin-8 Numaralı Okul, ABD-Dalton Okulu ve daha nicesi bu ülkelerin bilim ve teknolojide neden önde olduklarının bariz göstergesidir. Ülkemizde de hızla büyüyüp gelişmeye başlayan bilim ve sanat merkezleri (BİLSEM’ler), aynı misyon ile, bizi bir adım öteye taşıyacak sıradaki hamlenin yapılabilmesi için gerekli insan kaynağını sağlamaya çalışmaktadır.

“Her çocuk bir bakıma bir dahi ve her dahi bir bakıma bir çocuktur.”
-Arthur Schopenhauer

Kaynak: http://www.kemalakbayrak.com/?Bid=3058359

Hiç yorum yok:

Yorum Yazin